Borsa İstanbul’daki banka hisseleri için zorlu süreç

Posted by

Barış ERKAYA

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) özellikle kredilere yönelik aldığı önlemler ve ardından da reel sektörün döviz pozisyonları ile TL krediler arasında koyduğu kurallar bankacılık sektöründe yapılan tüm muhasebenin değişmesine neden olmuş durumda. Bir yanda yüksek enflasyon ortamı nedeniyle şişen kârlar, diğer yanda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu sınırları ve yeni kredi kullandırma koşulları derken bankacılık sektörüne ilişkin yapılan tüm reel karlılık tahminleri de değişmiş durumda. Elbette bu da banka hisselerine yönelik değerlemeleri de etkileyecek.

Haziran ayında ekonomi yönetimi, TL’deki değer kaybının hızlanmasına karşılık olarak bankalara yönelik yeni tedbirler aldı. Bu tedbirlerin elbette birden fazla amacı var. Örneğin TL’deki aşırı değer kaybına karşılık şirketlerin döviz fazlalıklarını TL’ye çevirmek amaçlı getirilen tedbirler, kredi risklerindeki büyümeyi azaltmak, Hazine için daha düşük borçlanma imkânları yaratmak ve artan CDS oranları sonrasında bankaların döviz likiditesi sorununa yönelik bazı önlemler getirmek bunlar arasında sayılabilir.

Ardı ardına alınan önlemler

Haziranda alınan önlemleri şöyle bir hatırlayalım:

En sondan başlamak gerekirse Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, şirketlerin TL kredilere erişimini döviz varlıklarının düzeyine bağlı hale getirdi. Bu, ilk bakışta dövize yönelik talebi geriye çevirip yeni döviz talebinin önüne geçmek amacı taşıyor. İkinci olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezerv politikasında bankaların sabit faizli, uzun vadeli TL bono alma zorunluluğu getirmesi, Hazine’nin düşük oranlarda borçlanmasına olanak sağlıyor, öte yandan bankaların bugüne kadar ellerinde tuttuğu bonoların vade yapısı nedeniyle ortaya çıkan uyumsuzluk sonrası negatif getirileri genişletiyor.

Ticari krediler için zorunlu karşılık iki katına çıkarılarak, kısa vadeli işletme sermayesi kredilerinin oranları yüzde 40’a çekildi.

Bağımsız gibi görünen önlemler birbiriyle bağlı

İlk aşamada sanki hepsi birbirinden bağımsız gibi görünen bu düzenlemeler daha geniş açıdan bakıldığında birbiriyle oldukça bağlantılı bazı sonuçlar doğuruyor. Örneğin Kur Korumalı Mevduat uygulamasının bir vergi avantajı paketiyle sunulması sonrasında aslında birçok şirket ciddi oranda bir döviz varlığını 2022’nin ilk çeyreğinde kur korumalı mevduata plase etmişti. Bu kur korumalı mevduatların birçoğunda vade dönüşü temmuz ve ağustos aylarına denk geliyor. Peki buradan çözülecek olan paralar ne olacak? Daha önce dövizden TL’ye dönüp kur korumalıya geçen paranın motivasyonunun döviz getirisinden yararlanmak olduğu düşünüldüğünde dövize geri dönmesi beklenebilir.

Fakat Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun düzenlemesi sonrası bu dövize dönüş operasyonu özellikle TL kredi yenileme zorunluluğu bulunan şirketler için büyük bir risk haline geldi. Bu durumda iki olasılıktan bahsediliyor. Ya yeniden Kur Korumalı Mevduat’a devam etmek ya da çözülen parayı Eurobond’lara plase etmek. Kur Korumalı Mevduat’a plasmanda kurun seviyesi önemli. Örneğin 16.75 TL gibi bir dolar kurunun yüzde 17 ortalama seviyelerdeki bir aylık TL getirisinden daha yüksek kazanç sağlayabilmesi için 18.17 TL’den daha yüksek bir seviyeye çıkması, daha da ötesi pek yavaşlamış görünmeyen enflasyona karşı ezilmemesi için ise bundan çok çok daha yukarıda bir seviyede olması gerekiyor. Bunu cazip görmeyecek olan şirketlerin doğrudan döviz riski alıp Eurobond getirilerine odaklanması pek de düşük bir olasılık değil. Yani sözün özü şu ki Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun son aldığı karar aslında Kur Korumalı Mevduat’ların vade dönüşüne kadar birçok farklı değişkeni de etkiliyor. Özellikle yabancı yatırım bankalarının raporlarında önümüzdeki dönemde bankaların TL kredi kullandırımlarında ciddi bir yavaşlamaya ortaya çıkabileceğine inanılıyor. Zaten sahadan gelen haberler, bankaların çok net bir şekilde yeni kredi kullandırımlarında pause düğmesine bastığı yönünde.

Negatif reel getiri baskısı

Bir diğer düzenlemeye göre bankaların, döviz yükümlülükler için ihraç anında vadesi beş yıldan fazla olan TL cinsinden sabit faizli tahvilleri tutma zorunluluğu geldi. Bankaların elinde bulundurduğu sabit faizli TL tahvil portföylerinin çoğunun yeni zorunlu karşılıkları karşılamaya yeterli olmayacağı belirtiliyor. Yani bankalar tahvil portföylerini yeniden düzenleyecek, yüzde 36 negatif getirili enstrümanlara hem de beş yıllık vadelerde kilitlenecek. Bu da elbette yapılan yeni uzun vadeli tahvil ihraçlarında talep patlaması yarattı.

HSBC tahminlerine göre bu tahvil alımları için gereken likidite bankacılık sistemindeki kaynak maliyetlerini 3 puan kadar artırmış olabilir. Bu, bankaların yeni pozisyonlarda zaten hafif bir kayıp yazacakları anlamına geliyor. Reel olarak getiri ciddi ölçüde negatif olduğu için fonlama maliyetlerinin riskinin yukarı yönlü olduğu düşünülürse bankaların bu pozisyonlarından zararlarının büyüyebileceği öne sürülüyor.

Sendikasyonların geri dönüşü

Bankaların, CDS oranlarındaki artışın ardından vadesi gelen borçlarını tamamen çevirmemeyi tercih edeceği ise bir diğer beklenti. Bankacılık sektörünün toplam 40 milyar ABD Doları tutarında dış kredisi var ve bunun 7 milyar ABD Doları tutarındaki kısmı, çok ciddi maliyetlere sahip. İşte bu bölümün yenilenmesindense geri ödenmesi muhtemel görülüyor. İhtiyaç kredilerinde vade üst sınırını ve kredi kartları için asgari aylık ödemenin yükseltilmesi de bankalar açısından daha az iş hacim ve daha az faiz geliri olarak düşünülebilir. Sonuç olarak Türk bankaları uluslararası emsallerine göre tarihinin en düşük PD/DD ve F/K çarpanlarıyla işlem görüyor. Fakat çok yüksek enflasyon ve risk primi sonrası banka hisselerinin bu potansiyelini ortaya çıkarabilecek koşullar sınırlı görülüyor. Bankacılık sektörünün kârlılığına yönelik analist beklentileri aslında yükselmiş durumda. Fakat bu yükselmenin özellikle enflasyonist ortamdan kaynaklı olması ve sermaye maliyetlerinde yaşanan artış nedeniyle realize olması konusunda beklentiler genellikle düşük tutulmuş. Bu da yine yerli ve yabancı aracı kurum analizlerine göre olası bir borsa rallisinde bankacılık hisselerinin lokomotif görevi görmesinin önündeki en büyük engel olabilir.

Kamu bankası hisselerine seyrelme sorunu

Kamu bankaları aslında sermaye enjeksiyonları sonrasında nispeten zayıfl amış görünen bünyelerini mali tabloları açısından güçlendirmiş görünse de yapılan enjeksiyon borsadaki hisseler açısından bazı farklı sonuçlar doğurdu. Vakıfb ank ve Halkbank üzerinden bakılırsa bankacılık hisselerinde rüçhan hakkı olmadan yapılan enjeksiyon piyasada daha fazla hisse senedinin dolaşıma girmesine neden oldu. Bu da hisse senedi değerlemeleri açısından bir seyrelme sorunu yarattı. Bu nedenle yapılan son analizlerde bankacılık hisselerinde azınlık hissedarlar açısından bir değerleme zayıflığı ortaya çıkmı görünüyor. Normalde kamu bankaları önemli ölçüde düşük fiyat çarpanlarıyla işlem görüyor. Fakat bu hisse senedi seyrelmesi bu çarpanlarla ilgili gelecek beklentilerini düşük tutuyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.